Biyoteknoloji'nin ve GDO'nun Hayatımızdaki Yeri

Etrafımızda ne kadar çok insan var değil mi. En basitinden iki sokak ötede, başka bir şehirde, daha da fazlası başka bir ülkede, çoğu zaman düşünmeyiz aslında ne kadar çok insanın yaşadığını. Belki de sadece kötü durumlarda gelir aklımıza başka insanların da olduğu. O da kendimizi düşünmek için olur genelde. Mesela çevre kirliliği, azalan su kaynakları, birçok sebeple yetersiz kalan bitkiler, bitkisel ham maddeler (ki aç kalma korkusuyla).

Azalan su kaynaklarını bir düşünelim, buna en büyük sebep bizleriz aslında: diş fırçalarken, ellerimizi yıkarken, bulaşık yıkarken, temizlik yaparken gereğinden fazla kullanarak boşa akan sulara sebep oluyoruz. Suyu daha dikkatli kullanarak, bilinçli bireyler olarak ve yetiştirerek kontrol altına alabiliriz diye düşünüyorum.


Peki, beslenme kaynaklarımızı nasıl kontrol altında tutabiliriz? Tabii ki en başta her şeyde olduğu gibi israftan kaçınarak. Ama bu tek başına yetebilecek bir çözüm değil haliyle. Çünkü her geçen gün artan nüfus var. Bilim insanları daha fazla üretim için çözüm üretmeye çalışıyorlar. Peki, ne gibi çözümler üretiliyor? En başta gelen çözüm önerilerinden biri Biyoteknoloji. Gelişen ve değişen dünyayla birlikte artık birçok alanda duymaya başladığımız Biyoteknoloji nedir peki?


Biyoteknoloji, canlıların veya onların ürünlerinin, insana veya çevresine yararlı bir ürün üretmek veya bir problemi çözmek için kullanılması olarak tanımlanır (Thieman & Palladino, 2013). Bir de modern biyoteknoloji var, bu da: rekombinant DNA, nükleik asitlerin hücre veya organellere doğrudan enjeksiyonu, farklı taksonomik gruplar arasında uygulanan hücre füzyonu gibi tabii fizyolojik çoğalma ve rekombinasyon engellerini ortadan kaldıran ve klasik ıslah ve seleksiyon yöntemlerince kullanılmayan in vitro nükleik asit tekniklerinin tamamıdır (DPT, 2000) . Biyoteknoloji bizim işimize nasıl yarayacak? Mesela bitkilere gen aktarımı yapılarak.

BİTKİLERE GEN AKTARIMI Bitkilere gen aktarımı yapmak en genel anlamıyla fonksiyonel olarak belirlenmiş doğal ya da sentetik nükleik asit dizilerinin bitki hücrelerine genetik mühendisliği teknikleri kullanılarak aktarılmasıdır. Bu süreç genetik transformasyon olarak tanımlanır. Gen aktarımı ile olumlu sonuçlar elde ediliyor mu? Evet, mesela besin değerlerinin yükseltilmesi, herbisit ve böceklere karşı direnç sağlanmasıyla tarımsal ilaç kullanımını azaltılması, raf ömrünün uzaması, geç olgunlaşma, çevresel koşullara tolerans, verimde artış vb. gibi özelliklerin geliştirilmesi için kullanılıyor. Daha dayanıklı, daha lezzetli yiyecekler kulağa iyi geliyor ama genetiğiyle oynanan bu bitkiler sağlık açısından tamamen faydalıdır diyemeyiz. Örneğin alerjik bir protein kodlayan geni zaten alerjik gene sahip olan bir besine aktararak alerjik özelliği daha da arttırılabilir ya da besinde alerjik bir gen yok ama aktarılan gen alerjik bir gen o zaman bizler bunu bilmeyerek tüketebiliriz Çünkü aktarılan genlerle ilgili bir bilgi, bir etiket yok üzerilerinde ki bu büyük ölçüde alerjik reaksiyonlara sebep olabilir.

Tek sorun alerjenler değil: toksik etkiler, antibiyotik dirençleri, bitkilerde dayanıklılığı artırılan bir genin çapraz tozlaşma sonucunda yabani otlara aktarılması, patent sorunları, etik sorunlar... Genetiği değiştirilmiş tohumların patentlenmesi üreticilerin şirketlere her yıl ödeme yapmasını gerektiriyor ki bunun bir örneği Hindistan'da görüldü. ''Rice Tec isimli şirket ABD’den, Hindistan Basmati pirinci Güney Asya’ya ait aromatik pirinç ile Amerika’nın “yarı bodur” türünün karıştırılmasıyla üretilen pirincin patentini almıştır. Patent sayesinde firma, batı yarıkürede yetişen basmati türü pirincin tam sahibi olmakta ve gelecekte de Asya’nın geleneksel yöntemleriyle de olsa bu türden üretilecek bütün yeni türlere ait hakları elinde bulundurmaktadır.' (Çakar, 2009)' Ve geldik etik sorunlara. Besinlere, özellikle Müslüman ve Yahudiler için dini kurallara göre yasaklanmış hayvanlardan gen transfer edilebilir veya vejetaryen bireylerin tükettikleri besinlere hayvan genleri aktarılabilir. GDO’lar yerel tarım ürünleri çeşitliliğini yok ettiği için tüketiciler tek tip ürün almak zorunda kalacaktır, dolayısıyla seçme hakkına uygun değildir (Korkut & Soysal, 2013). Şimdi GDO'lu ürünler faydalı mı zararlı mı? Yapılan araştırmalarla birlikte ilerleyen süreçte sorumuza cevap bulabiliriz belki.


KAYNAKLAR

Thieman, W. J., & Palladino, M. A. (2013). Biyoteknolojiye Giriş.

DPT. (2000). VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporu: Ulusal Moleküler Biyoloji, Modern Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Atılım Projesi Önerisi. Ankara.

Çakar, T. (2009, Ağustos 12). sendika.org. https://sendika.org/2009/08/tohum-ve-gida-emperyalizmi-turhan-cakar-35185/ adresinden alınmıştır

Korkut, D., & Soysal, A. (2013). Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. Ankara: HASUDER.

Görüşmek Üzere...








63 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör